“ Ya Düşersem ? ”

Erg.Yeliz Umuzlar

              Yaşlılık yaşamın doğal ve zorunlu bir çağıdır.  Dünya Sağlık Örgütü yaşlılık sınırını 65 yaş olarak belirlenmiş ve demografik açıdan yaşlılığı “genç (erken) yaşlılık”, “orta yaşlılık” ve “ileri yaşlılık” olmak üzere 3 şekilde sınıflandırmıştır.

Genç Yaşlılık:  65-74 yaş arasını kapsamaktadır. Bu dönem sıklıkla emeklilik sonrası dönemdir.

Orta Yaşlılık:  75-84 yaş arasını kapsamakla beraber daha çok fonksiyonel kayıplar görülmeye başlanır. Yaşlı birey ailesinin ya da özel bakım merkezlerine çok fazla ihtiyaç duymadan tek başına yaşamını sürdürebilme kapasitesine sahiptir.

İleri Yaşlılık:  85 yaş ve üzerini kapsar. Bu dönemde kişiler, ailelerinin veya özel bakım veren kurumların yardıma ihtiyaç duyarlar.

              Yaşlanma fizyolojini ele aldığımızda, 65 yaş ve üzeri bireylerde fiziksel, psikolojik, duygusal ve duyusal açıdan birçok değişikliklerin meydana geldiğini biliyoruz. Yaşlı popülasyonunda en çok karşılaştığımız değişiklikler; kronik hastalıklarda artış, kas gücünde azalma, denge problemleri, endüransta azalma, konsantrasyon problemleri, dikkat- hafıza problemleri, duygu durum bozuklukları, anksiyete, depresyon, ölüm korkusu, uyku bozuklukları örnek olarak verilebilir. Dünyadaki birçok ülkede yaşam süresindeki artma nedeniyle yaşlı bireylerin sayısı git gide artmaktadır. Yaşlı nüfusundaki bu artış ile birlikte düşme vakalarının da arttığını görüyoruz.

Dünya Sağlık Örgütü düşmeyi; “plansız ve ani gerçekleşen, yere, zemine veya diğer alt seviyelere gelerek, fiziksel yaralanmaya neden olan durum” olarak tanımlamaktadır. Düşme dünya genelinde yaşlı popülasyonda meydana gelen ölüm nedenleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Peki ölüme bile sebebiyet veren düşmeler için “yaşlılığın doğal bir parçasıdır” diyebilir miyiz ? Hayır. Yaygın olarak görülse bile bunu doğal bir durum gibi algılamamamız gerekir ki normalleştirmeyelim. Yaşlı bireylerde düşme riskini artıran faktörlere baktığımızda; bireysel ve çevresel birçok faktörün olduğunu biliyoruz. Bireysel faktörler arasında; ilerlemiş yaş, kronik hastalıklar, cinsiyet, bireyin kullandığı ilaç sayısı, bilişsel bozukluklar, işitme ve görme problemleri, azalmış kas gücü ve motor fonksiyonlar ve korkular sıralanır. Çevresel faktörlere ise; zemin yapısı, kaldırımlar, kapı eşikleri, evcil hayvanlar, dağınıklık, yetersiz aydınlatma verebileceğimiz örnekler arasındadır.

Dünya genelinde yapılan araştırmaları incelediğimizde düşme vakalarından dolayı acil servise çok fazla yaşlı bireyin başvurduğunu görüyoruz. Düşme, hafife alınmayacak ve yaşlı bireylerin hastaneye yatışlarını gerektirecek kadar ciddi yaralanmalara yol açabilmektedir. Bu yaralanmalardan en önemlisi ve bireyi çok fazla immobil yapan; düşme sonrası meydana gelen kalça kırıklıklarıdır. Diğer bir yandan fiziksel yaralanmalar dışında psikolojik, sosyo-ekonomik problemler de düşmeye bağlı oluşabilecek ciddi durumlardandır. Psikolojik açıdan bireyde meydana gelebilecek düşme korkusuna bağlı olarak; daha az hareket etme isteği, sosyalleşmede isteksizlik, yaşam kalitesinin azalması, özgüven eksikliği, günlük yaşam aktivitelere katılım kısıtlılıkları ve bakım verene bağımlılık meydana gelebilir. Ayrıca ekonomik olarak da düşündüğümüzde birey hem iş gücü kaybının hem de tedavi ve bakım süreçlerindeki sağlık hizmetlerine harcanan maliyetin de aynı şekilde arttığı yapılan araştırmalarca saptanmıştır.

Yaşlılık döneminde zamanlarının büyük bir kısmını evde geçirmek durumunda olan yaşlıların ev ortamlarının, fiziksel aktivitelerini azaltmayacak biçimde fakat zorlaştırmadan, rahat ve güvenilir olması gerekmektedir. Evde meydana gelen düşmelerin hemen hepsi önlenebilir nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Düşme riskinin erken tanımlanması düşmelerin önlenmesi açısından kilit noktadır. Rehabilitasyon ekibinin bir parçası olan ergoterapistlere burada büyük rol düşmektedir.  Ergoterapistler sahip oldukları bütüncül bakış açıları sayesinde yaşlı bireylerde düşmeyi önlemeye yönelik kritik becerilere sahiptirler. Aynı şekilde düşme riski oluşturabilecek her türlü risk faktörünü uygun çevresel düzenlemeler yaparak en aza indirmeyi amaçlar. Ergoterapistler hem yaşlı bireylere hem de bakım verenlere uygun stratejiler içeren eğitimler verir.  Ergoterapistler düşmeyi önlemek için yaşlıları gerekli fiziksel, bilişsel ve duyusal açıdan destekleyerek yaralanma riskini azaltmak, güvenliği artırmak, bağımsızlığı en üst düzeye çıkartma, rollerini devam etmelerine ve sağlıklı bir yaşlılık süreci geçirmelerine yardımcı olur. Ergoterapistlerin geriatrik rehabilitasyonundaki diğer rolleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için daha önceden yazılan “Ergoterapinin Geriatriye Dokunuşu” ve “ Geriatrik Bireylerde Ergoterapi ” blog yazılarımıza göz atabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz