Toplumda Stigma

Ayşenur Sert’in Kaleminden

      Stigma ya da diğer adıyla damgalama toplumda sık görülen ve damgalanan kişiyi ve onun yakın çevresini pek çok açıdan etkileyen bir durumdur. Bu yazıda stigmanın ne olduğunu ve insanlar üzerindeki etkisini inceleyelim.

      Stigma , Yunanca kökenli ‘yara izi’ anlamına gelen bir kelimedir. Günümüzde stigmayı kişilerin taşıdıkları soyut yara izleri yüzünden toplumda dışlanma, aşağılanma, nefret ve acınma gibi durumlara maruz kalması olarak ifade edebiliriz. Bu durumlar karşısında genelde kişiler kendilerini toplumdan soyutlamaya çalışmaktadır.

      Stigma, toplumda çok yaygın ve farklı grupları çok farklı şekillerde etkileyen bir durumdur. İnsanları belli özelliklerine göre belli şekillerde gruplara ayırmak toplumda bir açıdan içimize işlemiş bir şeydir. Normal sayılanı anormal sayılana, aynı olanı farklı olana ve güzel olanı çirkin olana ya da tam tersi şekilde tercih edebiliriz. Farklılıklara bakışımızı değiştirmeli ve normali sınırlamamalıyız.

       Sağlık nedeniyle stigmaya yani damgalanmaya en çok maruz kalan grup ruh sağlığı bozulmuş kişiler ve onların aileleridir. Bunun nedeni psikiyatrik hastalıkların toplumda diğer hastalıklardan çok daha farklı ve yanlış algılanmasındandır. Örneğin mide bulantısı, karın ağrısı ve eklemlerde tutulum gibi şikayetlerden dolayı hastaneye gitmek gayet normal karşılanırken ; depresyon, tükenmişlik hissi ve yüksek kaygı gibi nedenlerle hastaneye ya da terapiste gitmek hala normaldışı ve gereksiz olarak görülebiliyor. Sırf bu yüzden günümüzde pek çok insan hayatta yaşadığı sıkıntılar karşısında yaşadığı çaresizliğe boyun eğebiliyor ya da kendi çapında çözüm arayışlarına girebiliyor. Kimse böyle yapmak zorunda değil gerektiğinde konunun uzmanlarına danışmak ve onlardan destek almak konusunda insanlar bilinçlendirilmelidir.

       Stigma kendi içinde üç grupta değerlendirilebilir.Birincisi,kendi kendine stigmadır. Yani psikiyatrik rahatsızlığı olan insanın kendini eksik,değersiz ve güçsüz hissetmesi ; hastalığına gereğinden fazla ve farklı bir anlam yüklemesi bunun sonucunda da kendine olan saygısını ve güvenini yitirmesidir. İkinci olarak, toplumsal stigma vardır. Bunda da bireyler toplumda sahip oldukları hastalıklardan dolayı değersiz ve normaldışı olarak görülmektedir.Birçok alanda işte,okulda,arkadaş çevresinde ve  yaşadığı yerde olmak üzere ayrımcığa maruz kalmasıdır. Son olarak yapısal stigma vardır. Bu daha geniş kapsamlı devlet ve dünya üzerindeki stigmadır.Yani büyük insan topluluklarında ruhsal sorunları olan insanlara karşı ayrımcılık yapılıp onların diğer kişilerle eşit hak ve olanaklara sahip olamamasıdır.

        Her insanın hayatı boyunca en az 1 kez ruhsal problemlerle karşılaşması ve ruhsal hastalıklara yakalanması olasıdır. Bunun olağandışı , kusur ya da zayıflık olmadığını insanın elinde olmayan bir hastalık olduğunu unutmamalıyız. Çevremizdeki insanlarında ruhsal problemleri olduğunu fark ettiğimizde onlara destek olmalı ve psikiyatrist, psikolog ve ergoterapistten yardım alması konusunda  onları cesaretlendirmeliyiz. Gerektiğinde yardım istemenin ve sorunlarımızı paylaşmanın onlara doğru kişilerle doğru çözümler bulmanın doğal ve oldukça önemli olduğunu da unutmamalıyız.

      Damgalanma Karşısında Ergoterapi

      Ergoterapi için bireyin rollerini, aktivitelere katılımını ,sosyal katılımını ve bir birey olarak varlığını sürdürebilmesi önemlidir. Ergoterapistler damgalanmayı yani stigmayı önlemede veya damgalanmanın etkilerini azaltmada bireysel ve sosyal müdahalelerde bulunabilir.

       Bireysel müdahaleler; kendini damgalamaya yönelik bireysel farkındalık oluşturma, başa çıkma stratejileri geliştirme ve yardım aramaya teşvik olarak sınıflandırılabilir. Sosyal damgalanmanın önlenmesi adına ruh sağlığı okur yazarlığı eğitimi , destek grupları , oküpasyonel adalet,sosyal içerme grupları ve toplum temelli rehabilitasyon müdahaleleri de sayılabilir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz