Tam Kapanma Mı İçe Kapanma Mı?

Rana DURMUŞ

Bu günlerde bir tam kapanma ile karşı karşıyayız. Tam kapanmada içe kapanmamızı engellemek, baş etme becerilerimizi geliştirmek için neler yapıyoruz hiç düşündünüz mü? Herkes karantina sürecini iyi geçirmek için spor, diyet, yeni hobiler vs. önerilerinde bulunuyor ve sosyal medyanın çoğunluk kısmında sanki herkes karantina sürecinde extra mutlu gibi duruyor. Peki gerçekte bu böyle mi? Hiç olumsuz-toksik yönü yok mu?

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınının hızlı bir şekilde yayılma potansiyeli, ne zaman sonlanacağına dair belirsizlik, ölüm düzeyleri ve uzun süre karantina da olma gibi sonuçlarından dolayı tüm yaşam alanlarımız üzerinde etkilerini ciddi bir düzeyde hissettirdiği bu günlerde pandeminin özellikle ruh sağlığı üzerindeki etkisi giderek artmaktadır (American Psychological Association, 2020). Ve daha da önemlisi bu etki toplumun her kesiminde aynı şekilde hissedilmemektedir. Kendimize dönüp baktığımızda yaklaşık 1.5 senedir süren bu süreçte eve kapandığımız, sosyal aktivitelerin çok kısıtlandığı, çoğumuzun yeni yaşam düzeni kurduğu bu zaman diliminde hepimiz kendimizi her zaman musmutlu ve neşeli mi hissettik?

Örneğin;

Kendinizi en son ne zaman çaresiz ve ümitsiz hissettiniz, hatırlıyor musunuz?

Kendinize acıdığınız, yaptıklarınızdan pişmanlık duyduğunuz anlar oldu mu?

Ya da sağlık-ölüm vs. korkularınızdan ötürü hayatı tam anlamıyla kucaklayamadığınız, yaşadığınızı zannedip aslında endişelerinizden, yalnızlık hissinizden ötürü aslında yaşamadığınız anlar…

Bütün bu negatif duygulardan kaçmak için yemeğe sarıldığınız, kötü duyguları yastığın altına gizlemek için televizyon dizileri,sosyal medya karşısında saatler geçirdiğiniz ya da kendi kendinize yalnız düşüncelerinizle kalmamak için size hiç hitap etmeyen insanlarla ya da aktivitelerle vakit geçirdiğiniz anlar oldu mu?

Çoğu insana baktığımızda karantina sürecini böyle verimli geçirdim, şöyle güzel etkinlikler yapmaya devam ediyorum dediğinde kendimizin aslında olduğu yerde kaldığı hatta geriye gittiği insanların hepsinin kendini geliştirdiği bir tek bizim geri kaldığımızı hissettiğimiz bunun yüzünden de strese girdiğimiz anlar olmadı mı?

Olumsuz duygular, toksik düşünceler zaman zaman hepimizi etkisi altına alırlar. Takdir edilme, sevilme, beğenilme gibi pozitif duyguların nasıl tatmin edilmesi gerekiyorsa, korku, endişe, suçluluk, yalnızlık, çaresizlik gibi olumsuz duyguların da tatmin edilmesi gerekir. (Korku-endişe covidden beri hayatımızda daha çok yer edindiği bariz) Bizler genellikle olumlu duygularımızın tatmini için çalışırız. İş yerimizde-okulumuzda başarılı olmak için çabalar takdir edilmek isteriz. Arkadaşlarımız bizi daha çok sevsinler diye onları hoş tutmaya çalışırız ya da erkek-kız arkadaşımız, eşimiz tarafından sevilmek için ne gerekiyorsa yaparız. Ya negatif duygularımız, onları tatmin etmek için ne yaparız? Genellikle kolayına kaçarız. Çünkü en temel güdümüz acıdan mümkün olduğunca en kısa sürede uzaklaşmak ve mutluluğu yakalamaktır. O an için bize hızlı mutluluğu ne getiriyorsa onu tercih ederiz. Kendimize acımaya başladığımızda, yalnızlığımızla baş başa kaldığımızda, suçluluk duyduğumuzda yemeğe, alkole, internette gezinmeye, alışveriş yapmaya, televizyon karşısında paralize olmaya yöneliriz. Çünkü bunlar sayesinde olumsuz duygularımızı anında gömer ve mutluluğu yakaladığımızı zannederiz. Ancak bu tarz duygular ruhsal sağlığımız ve bedenimiz için toksiktir. Nasıl şeker, trans yağlar, işlenmiş ürünler beden için asidik ise ve bedenimize ve aynı zamanda dolaylı olarak duygusal durumumuza zarar veriyorsa, olumsuz duygular da bedenimiz ve duygusal sağlığımız için asidiktir. Bu duygular bizi hasta ettiği gibi bu hayatta ölü dolaşmamıza neden olurlar. Tam olarak kendimiz olamayız, ruhumuzu ifade edemeyiz, bu dünyada varoluş amacımızı gerçekleştiremez, içimizdeki potansiyeli ortaya koyamayız. Her şeyden öte biz olamayız. Biz bu duyguları bastırmaya çalıştıkça onlar daha da güçlenir, biz onlarla olamadıkça o duygular da bizim “Biz” olmamıza izin vermezler. Bastırmaya çalışıp, bastırdığımızı düşündükçe aslında daha çok strese gireriz.

Belki de bu stresimizin sebebinin kendimizi belki bile isteye belki de farkında olmadan toksik olumlama yapmaya zorladığımız için olabilir. Toksik olumluluk ya da toksik pozitiflik kavramı herhangi bir olumsuz olayı görmezden gelmek ve bu görmezden gelinmenin sonrasında zoraki bir biçimde pozitif kalabilme çabasıdır. Toksik yani zehirli bir iletişim olan yerde hiçbir koşulda sevgi olamamaktadır. Toksik olumluluk davranışları içerisinde göze çarpan ve kendini gösteren bazı hareketler bulunmaktadır. Toksik olumluluk davranışları şu şekilde sıralanabilir;

Gerçek duyguları görmezden gelmek.

Gerçek duyguları küçümsemek.

Gerçek hisleri reddetmek.

Duygulara sahip olmaktan ötürü kendini zayıf hissetmek.

Gerçek duygu ve hisleri bir maske ile örtmek.

Aslında hissedilenden tam ters biçimde davranışlar sergilemek.

Olumsuz duygulara sahip olan kişileri küçümsemek, küçük görmek.

Olumsuz hislere ve duygulara sahip bireyleri zayıf görmek.

Gerçek sorunları, acıları veya hayal kırıklıklarını kabul etmemek. Bu şekilde başkalarının konu hakkındaki farklı deneyimlerini kendi içinde geçersiz kılmak, yok saymak.

Peki sizce polyanacılığa,karantina sürecinde GYA’larımızın değişmesine karşı ben çok olumlu etkilendim, her şey müthiş ilerliyor, hiçbir şey beni strese koymuyor demeye gerek var mı? Stresle başa çıkma için neler kullanmalıyız? İşte ergoterapi tamda bu noktada devreye giriyor.

Stres ile baş etmede en önemli yöntem kişiye yeni ve farklı bir perspektif ile bakmasında yardımcı olacak problem çözme stratejileridir. Gerektiğinde bunun için profesyonel bir destek almak bu süreci atlatmayı hızlandırabilir. Bu desteğin bir parçası olan ergoterapistler sizlerin yaşam kalitenizi, fonksiyonelliğinizi, özgüveninizi ve günlük yaşam aktivitelerinize katılımınızı artırmaya yönelik sizlere destek olabilmektedirler.

Peki ergoterapistler stres yönetimine nasıl müdahalede bulunur?

1. Ergoterapistler kişiler ve aileleriyle birlikte çalışarak kişinin stresten etkilendiği alanlarını bulup stresin nedenlerini tanıyıp anlar ve onlara uygun müdahalede bulunurlar. Örneğin sosyal alanda zorluk çeken birisi için ergoterapist kişinin ilgi alanlarını keşfetmesine ya da grup terapileriyle sosyalleşmesine yardımcı olabilirler.

2. Stresin hayatta bir ivme olduğunu benimsetip, kişileri günlük yaşam aktivitelerine teşvik ederek kısa ve uzun vadeli hedeflerini planlamalarına, uygulamalarına ve takip etmelerine yardımcı olurlar.

3.  Ağrı, uyku bozukluğu gibi hiç hoş olmayan durumlarla başa çıkmak için pratik ve farmakolojik olmayan yöntemleri kişilere öğretirler (duygu kontrolü ya da gevşeme yöntemlerinden birisi olan nefes kontrolü). Böylece terapi sayesinde kendilerine rahatlama fırsatı tanırlar.

4. Ergoterapistler zaman yönetimi becerilerinizi geliştirerek iş, dinlenme ve eğlenme zamanlarınızı değerlendirip ve aralarında daha fazla dengeli bir yaşam tarzı benimsemenizi sağlar.

Unutulmamalıdır ki stres hep hayatımızda olacaktır önemli olan stres ile baş etmektir.Yani işin özü stresi yaşamaktan kaçmak değil stres bizi kontrol altına almadan onla başa çıkabilmektir.

Toksik duygulardan,gereksiz toksik olumlamalardan kurtulduğumuz stressiz günlere…

Kaynakça:Ergoterapi.biz

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz