Özgüvenli, Sosyal ve Mutlu Çocuk

Hazal Çalış’ın Kaleminden

Neredeyse her ebeveynin hayali kendine güvenen, girişimci, fikirlerini bağımsız ifade edebilen, zorluklar karşısında çaba gösterip bununla başa çıkabilen, eleştirel düşünebilen, sağlıklı iletişim kurabilen, kendisiyle barışık, zayıf ve kuvvetli yanlarını bir bütün olarak görebilen ve yeni aktivitelere katılmaya içsel motivasyonu olan yani özgüvenli çocuklar yetiştirmektir (Keskin,2019, saniye hoca). Özgüven (self-confidence), çocukların kendisini değerlendirme biçimi ve öz memnuniyeti sonucu ortaya çıkan durumdur. Özgüven dinamiktir ve koşullara göre değişebilir (Çakırlı, 2017). Özgüven duygusu bir kere oluşan ve bırakılan bir duygu değildir, sürekli ve düzenli bir şekilde beslenmelidir (Keskin, 2019).

Çocuklarda özgüven gelişimi birçok becerinin temelinde olduğu gibi etkili iletişimden geçmektedir. Ebeveyn-çocuk ilişkisinin sağlıklı olması özgüvenin gelişmesindeki esas unsurdur. Bebeklik döneminden itibaren temel ihtiyaçların zamanında karşılanmasıyla ilişkili olarak oluşturulan güven ortamı ile koşulsuz sevgi ve kabul kuvvetli ebeveyn-çocuk ilişkisinin yapı taşlarını oluşturur. Etkili iletişim çocukla iletişim kurarken göz teması kurmak, etkili dinleme, yaşına uygun kelimelerle konuşmak, onun da kendini ifade etmesine izin vermek, duyguların ifadesini önemsemek ile mümkün olur. Burada kıymetli olan bir diğer şey çocukla iletişim kurmak için gerçek bir zaman aralığı organize etmek ve tüm dikkati çocuğa yönelterek çocukla nitelikli vakit geçirmektir. Her bireyin olduğu gibi ebeveynlerin de sorumlulukları bulunmaktadır. Eğer çocuk vakit geçirmek istediğinde ebeveynler müsaitliklerini ayarlayamıyorsa bu konu hakkında çocuklarına “Şu an yemek yapıyorum/telefonla görüşüyorum/kitap okuyorum anneciğim/babacığım ve bu yüzden seninle oyun oynayamam ancak işimi bitirir bitirmez seninle oyun oynamak istiyorum, seninle oynamak beni çok mutlu ediyor/ne oynamak istediğini çok merak ediyorum” şeklinde açıklama yapmalıdır. Bu açıklamanın yapılması çocukta “ben önemli bir insanım” algısı yaratacaktır. Bu zaman aralığında çocuğun en iyi iletişim aracı olan oyun aktivitesine, çocuğun yönlendirmesinde yer verilebilir. Bu esnada ebeveynler kendini çocuğuna adamalı ve en önemli işi onunla vakit geçirmek olmalıdır. Çocuğun oyun sırasındaki motivasyonu desteklenmeli ve heyecanına ortak olunmalıdır. Çocuk olumlu bir şey yaptığında ebeveynlerinin gözündeki ışıltıyı görebiliyorsa özgüven yavaş yavaş oluşur. Aynı şekilde ebeveynlerini model alarak öğrendiği için bir başkasının olumlu davranışını da aynı ışıltıyla gözlemleyebilir. Ailelerin, çocuklarının aynaları olması nedeniyle davranışlarına çok daha fazla dikkat etmeleri gerekir çünkü öğrenmenin çok yoğun olduğu erken dönemde yapılan masum ihmaller, ileride büyük problemlere neden olabilmektedir. Kişiler arası iletişimde olduğu gibi özgüven gelişiminde de mühim olan bir diğer konu saygıdır. Çocukların sınırlarına saygı göstermeyen ve çocuğun yapabileceği aktiviteleri üstlenen aşırı korumacı ebeveyn tutumu, çocuğun beceri kazanımını geciktirebilir ve çocuğa kendini güçsüz ve değersiz hissettirecek mesajlar verir. Bu da tahmin edileceği üzere özgüven problemine neden olabilir.

Ailelerin, terapistlerin ve çocuklarla ilgilenen tüm uzmanların çocukları fiziksel, duygusal, davranışsal ve sosyal istismar edecek, yaratıcılıklarını baltalayacak şekilde davranışlardan kaçınması gerekir.

Fiziksel şiddet maalesef ki çocuğa bir obje fırlatmak, vurmak gibi kesinlikle reddettiğimiz davranışları içerdiği gibi buna ek olarak fiziksel alana yapılan müdahaleleri de barındırmaktadır. Bunlara çocuğa zorla yemek yedirmek, banyo aktivitesi için zorlamak, tuvalet eğitiminde bir baskı oluşturmak, giyinme konusunda oldukça titiz davranmak yani karşıda çocuk olduğunu unutacak tertipte yetişkin davranışları beklemek gibi çocuğun fiziksel özgüvenine zarar verici davranışlar örnek gösterilebilir. Buna ek olarak fiziksel alana müdahaleye sebep olan davranışların temelinde başka nedenler (duyusal, emosyonel, bilişsel vb.) yatabileceğinin farkındalığına varmak ve bu konuda okumak, uzmanlara danışmak ve değerlendirme talep etmek önemlidir.

Çocukların duygusal özgüvenlerini geliştirmenin en iyi yolu koşulsuz sevgidir. Çocukları başarıları, hataları, tercihleri veya istekleri üzerine yargılamamak, her koşulda onlara sevgi göstermek gerekir. Sevgiden mahrum bırakmakla tehdit etmek bir ebeveynin yapacağı en acımasız duygusal istismar çeşididir. Sevilmeyen yemeğin yemeye zorlanması çocuğun fiziksel alanına yapılan bir müdahale olduğu gibi o yemeği yemek ile sevgi arasına “tabağını bitirmezsen annen olmam, seni sevmem bir daha” gibi bir tehdit girdiğinde çocuk duygusal olarak da olumsuz etkilenir. Bu, çocukta “annemin beni sevmesi için yemek yemem, oyuncaklarımı toplamam veya ödevimi yapmam gerek” gibi bariyerler koyar. Ancak anne-çocuk arasındaki sevgiye hiçbir koşul koyulmamalıdır. Çocuğa verilmesi gereken mesaj ebeveynlerinin onu hata yapsa da, yemeklerini ayırt etse de, oyuncaklarını eksik toplasa da yani her koşulda seveceği şeklinde olmalıdır. Duygusal istismarın bir diğer biçimi ebeveynin çocuğu sözel olarak korkutması ve yok saymasıdır. Ebeveyn, çocuğuna verdiği bir görev veya çocuğunun yaptığı bir hata üzerine “Ne yaptın sen? Yeni aldığım tüm bardakları kırdın! Ah seni doğuracağıma taş doğursaydım! Ya odanı bir an önce toplarsın ya da emzirdiğim sütü helal etmem bak sana!” gibi cümleler kullanması durumunda bu ifadeler çocuğa değersizlik hissi verecek ve korku yaratacak bir duygusal zedelenmeye neden olabilecektir. Çocuk bu durumda “Annemin yeni aldığı bardaklar değerli ancak ben değersizim. Zaten geçen gün de çiçek saksısını düşürmüştüm sanırım becerikli biri değilim”, “Annem odamı toplamazsam benim yüzümden hasta olacak” şeklinde mesajlar alır. Ancak bilinmelidir ki bu ifadelerin hiçbiri çocukta davranış değişikliği ve öğrenmeye olanak sağlamayacak aksine ödüle ulaşmak ve cezadan kaçmaya yönelik bir davranış paterni oluşacaktır. Özgüvenli ve mutlu bir çocuk yetiştirmek için çocuğa daima güvende, değerli, özel ve sevgi dolu hissettirmek gerekir. Çocuğun yaptığı hatalar tolere edilebilmeli ve yaşanan durum bir kazanıma dönüştürülmeye çalışılmalıdır. Kazanıma dönüştürmek için ise çocuğu tehdit etmek veya değersiz hissi oluşturmak yerine probleme sebep olan şeyin ne olduğu çocuğa kavratılmalı, neden yanlış olduğu anlatılmalıdır. Benzer olayın bir sonraki yaşanma durumunda ne yapabileceği hakkında problem çözme stratejileri geliştirmesine destek olunmalıdır. Çocuk beyninin alması gereken “Bardakları düşürdüm çünkü ellerim ıslaktı ve düşürdüğüm için ben de annem de çok üzüldük. Annem beni yine de çok seviyor ve o da zaman zaman bu tip hatalar yapabiliyormuş. Bir dahakine bardakları taşımadan önce ellerimi kurularsam ellerimden kaymayabilir” şeklinde olmalıdır. Bu şekilde gerçekleşen diyaloglar çocuğun yalnızca ev içi aldığı sorumlulukları değil aynı zamanda akademik başarısını, sosyal becerilerini ve dolayısıyla da katılımını olumlu etkileyecektir. Herkesin hata yapabilir olması fikri ve çocuğun aktiviteye devam ettirilmesi çocukta rezilyansın gelişmesini destekleyerek ileride karşılaşacağı problemleri çözme becerisini iyileştirecek ve dolayısıyla üst beynin gelişimini destekleyecektir. Annesinin her koşulda sevgiyle yaklaşımı çocukta duygusal benliği ve özgüveni geliştirecektir. Ek olarak bu stratejinin kullanılması çocuğun öz eleştiri yapabilmesini destekleyerek ileride karşılaşılabilecek bu gibi durumlarda benzer stratejiler izleyerek olayı genellemesine ve öğrenmeye fırsat oluşturur. Aynı zamanda, verilen küçük sorumlulukları (kaşıkları masaya götürmek, yatak toplamak, çorap katlamak) pes etmeden sürdürmesi ve ev içi görevleri olması, yardım etmesi de ailenin özel bir ferdi olduğu ve becerikli olduğu algısını kazanmasına destek olabilir. Tüm bunları gerçekleştirirken ebeveynlerin tutum ve sınırları oldukça önemlidir. Çocuklara davranışları hakkında geri dönüş verirken; beyinleri tarafından ailelerinin onları biricik gördüğü, çok sevdiği ve ailenin nitelikli bir üyesi oldukları mesajı oluşturmak gerektiği kadar, olumsuz davranışların da yerleşmemesi için özenli diyaloglar kurmak önemlidir. Şişirilmiş bir benlik algısı oluşturmak ileriki dönemlerde çocuğun sosyalliğini ve iş yaşamını olumsuz etkileyebilir. Bu yüzden daima çocuğun başarısından ziyade çabasının takdir edilmesi gerektiği söylenmektedir. Önemli olan sonuca nazaran süreç denilebilir çünkü sonuca odaklanıldığında bu bir kişilik özelliği gibi çocuğa yansıtılabilir. Çocuğun spordaki iyi derecesi “Bu dereceyi elde etmek için gerçekten çok çalıştın, çok antrenman yaptın, yeri geldi arkadaşlarınla ve bizle vakit geçirmekten feragat ettin, seninle gurur duyuyorum” şeklinde övülebilir. Aynı şekilde başarısızlık durumunda da çabası ve duyguları hakkında konuşmak gerçekçi bir diyalog olacaktır. Çocuğun başarısızlıklarla başa çıkmasına yardımcı olabilir. Sınırlar ise çocuk için açıklayıcı ve anlamlı olmalıdır. Sınırlar çocuğun hareket alanını belirler, isteklerinin elde edilme koşullarını ifade eder ve sınırları bilmek çocukları özerkleştirebilir. Bu sayede sosyal aidiyet, güvenilirlik, güçlü olma ve kendine özgü olmayı öğrenebilirler (Keskin, 2019). Ebeveynlerin çocuklarına sınır koyarken, bu sınırın çocuk tarafından anlaşıldığından emin olmaları ve sınırları ödüller ve cezalarla ilişkilendirmemeleri gerekir. Aynı zamanda koyulan sınırların ebeveynler tarafından uygulanmaması çocukta güvensizlik yaratacağından tutarlı sınırlar koymak ve rol model olmak önemlidir.

Çocuğun çabası hakkında övülmesi yalnızca özgüveni geliştirmekle kalmaz, dolaylı olarak diğer alanlarına da katkıda bulunur. Çocuk bir resim çizdiğinde/oyun hamurundan bir pasta yaptığında çocuğun gelişim seviyesine uygun olarak yapılan övgü çocukta “hiç taşırmadan resim yapabiliyorum/resim yaparken kullandığım renkler birbiriyle çok uyumlu, oyun hamuruna güzel şekilde kalıp uygulayabiliyorum” düşüncelerinin oluşmasına ve dolaylı olarak “oyun hamuruna kalıp uygulayabiliyorsam güzel resim de çizebilirim, yazı da yazabilirim veya iyi koşabiliyorsam basketbol/futbol da oynayabilirim” gibi düşüncelerin gelişmesine destek olabilir.  Bu sayede bir beceri diğerine aktarılabilir veya yansıyabilir.

Özgüvenle ilgili göz ardı edilmemesi gerektiğini düşündüğüm bir diğer konu ebeveynlerin veya çocukla ilgilenen kişilerin çocuğu başka çocuklarla kıyaslamasıdır. Çocuğa model olarak sunulan komşu çocuğu, akraba veya farklı bir danışan, çocukta ancak yetersizlik ve öfke duygularını körükleyecektir. Beceri problemi yaşadığı bir alanda bir başka akranının ondan iyi olduğunun özellikle sevdiği bir aile üyesi tarafından kıyaslanarak söylenmesi çocukta “o yapabiliyor ve yapabiliyor olması annem/babam/terapistim tarafından ne kadar değerli ancak ben yapamıyorum, ben yetersizim” gibi düşünce yapılarının oluşmasına neden olabilir. Her çocuğun gelişiminin ve bireysel farklılıklarına saygı duymamak kıyaslamaya, kıyaslama ise çocukta özgüven problemine yol açacaktır. Bu sebeple çocukla ilgilenen her bireyin çocuğunun gelişimini yakından takip etmesi ve beklentilerini karşısındakinin çocuk olduğunun bilincinde olarak tekrar düzenlemesi gerekebilir. Çocuk zıplar, koşar, dağıtır, ağlar, güler, kırar, dökerek yemek yer, oyuncaklarını dağıtır, bizim için çözülmesi kolay problemleri çözmekte zorlanır, yardıma ama en çok da sevgiye ve değerli hissetmeye ihtiyaç duyar. Tüm bu deneyimleri hoşgörü ve sevgiyle karşılamak ve empati yapabilmeyi bilmek gerekir. Çünkü çocuk deneyimlerin pratik edilmesiyle öğrenir ve beceri kazanımı başlar.

Özgüven, çocuklarla çalışan ergoterapist, fizyoterapist, psikolog ve çocuk gelişim uzmanı gibi birçok meslek grubunun ele aldığı kıymetli bir konudur. Ergoterapistlerin katılım perspektifiyle oldukça önemsediği motor beceri problemleri, iletişim ve etkileşim zorlukları, duyusal, duygusal veya bilişsel alanlardaki bozukluklar özgüven problemine sebep olabilmektedir. Dolayısıyla okul, oyun veya yemek yeme, giyinme gibi günlük yaşam aktivitelerinde çocukların zorlanmasına ve katılım göstermelerinde isteksizliğe yol açabilmektedir. Ergoterapistler bu aşamada bakım veren eğitimi, çevresel düzenlemeler ve problemli alana yönelik geliştirilen terapi yöntemlerinin uygulanması gibi müdahalelerde bulunabilirler. Bu süreçte rehabilitasyon ekibindeki diğer uzmanlarla da konsültasyon yapmak ve interdisipliner bir ekip kurabilmek oldukça önemlidir.

KAYNAKÇA

Keskin, T. (2019). Özgüvenli ve Mutlu Çocuk Yetiştirmek. İstanbul: Olympia Yayınları

Çakırlı, N. (2017). Anne-Babaların Çocuk Yetiştirme Tutumları ile 5-6 Yaş Aralığındaki Çocukların Özgüven Düzeyinin İncelenmesi (Master’s thesis, Eastern Mediterranean University (EMU)-Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ)).

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz