Otizm Davranışlarını Anlamak

Sena EZER

İnsan davranışlarını algılama ve çözümlemenin zor bir mesele olduğunu hepimiz biliriz. İletişim kurarken karşımızdaki insanın ne düşündüğünü, ne hissettiğini ve gerçekten dışarıdan göründüğü gibi orda olup sizinle konuşmaktan mutlu olup olmadığını düşündüğümüz olur. Sorduğumuz soruya verdiği yanıtın gerçekten doğru mu yoksa yalan mı olduğunu merak ederiz. Tüm bu durumlarda karşımızdaki kişinin hal ve hareketleri, mimikleri, ses tonu ve bakışları gibi etkenler bize yardımcı olan önemli unsurlardır. Ancak eğer karşımızda otizmli bir birey varsa, bu durum biraz daha farklı olabilir.

Birinin size yalan söylediğini nasıl anlarsınız? Bu soruya hepimiz aşağı yukarı benzer yanıtları veririz; göz temasından kaçınıyorsa, sürekli kıpırdanıyor ve parmaklarıyla oynuyorsa, uygun yüz ifadesini kullanmıyor, söyledikleri ve beden dili uyuşmuyorsa o kişinin yalan söylüyor olması muhtemeldir diye düşünebiliriz. Fakat bu saydığımız davranışlar, otizm spektrum bozukluğuna sahip bireylerin tanı kriterlerinden bir kısmıdır. Otizmi bilenler, hatta aileler bile bu gibi kalıplaşmış düşünceler sebebiyle davranışları yanlış yorumlayabilirler.

Bir başka düşünce kalıbı da ses tonuyla ilgili olandır. Birçoğumuz “herkes ses tonu ve yüksekliğini kolayca ayarlayabilir, bireylerin konuşurken kelimelere yaptığı vurgular asıl söylemek istediklerini belirler” gibi düşüncelere sahibiz. Bu durumda karşımızdaki kişi bize ne söylerse söylesin, bunu kaba ve yargılayıcı bir ses tonuyla söylüyorsa bizim de cevabımız aynı şekilde olur değil mi? Otizmli bireylerin konuşurken ses tonu, yüksekliği ve seslerinin kulağa nasıl geldiğini algılamakta zorlanmaları sıklıkla görülen bir durumdur. Söyleme şekillerinin karşısındaki birey için ne ifade ettiğini bilmediklerinden verilen tepkiye de anlam veremezler. Bu durum pek çok kez iletişim problemlerine yol açmaktadır.

Otizmli çocukların ebeveynlerine ve yakınındaki kişilere vurma, bağırma gibi saldırgan davranışlar sergilemesi olasıdır. Bu durumda aileler gerek yeterli bilgiye sahip olmama gerekse olayın stresinden ötürü çocuğun kendisini sevmediğini, istemediğini düşünebilir ve bu şekilde tepki verebilir. Ancak bireysel düşünmekten çok çocuğun rahatsız olduğu bir şey olup olmadığı, yakın zamanda rutin değişiklikleri yapılıp yapılmadığı ya da bu gerginliğe ve duygusal sorunlara yol açan farklı bir nedenin varlığı araştırılmalıdır. Çocuğun bu davranışlarının bir çeşit kendini ifade etme yöntemi olduğu unutulmamalıdır.

Otizmli bireylerde göz teması kurma, iletişim kurma problemleri olması, çevreye ilgi göstermeme gibi davranışlar sıklıkla çevresi tarafından olduğundan küçük yaştaki gibi davranılmasına sebep olur. Annesiyle mağazaya gittiğinde 18 yaşında bir genç olmasına rağmen sırf otizmli olduğu için görevlinin kendisine değil de annesine “Bu kıyafetleri alacak mı? Acaba şu rengi beğenir mi?” tarzında sorular sorması, yanında ona yardımcı olabilecek birinin aranması bu davranışlardan bazılarıdır. Niyet ne olursa olsun ilk önce bireyin kendisiyle yaşına uygun olacak şekilde doğru iletişim kurulmalı, ihtiyaç halinde yanındakilere danışılmalıdır. Bu bilince sahip olmak hem otizmli bireyin benlik saygısını hem de iletişim kurma isteğini arttırır. Toplumdan soyutlanmasını biraz olsun engellemek hem kendisi hem ailesi için oldukça önemlidir.

Tüm bu ve buna benzer yanlış düşünce şekillerinden kurtulmak, bilinçlenmek ve daha geniş bir bakış açısına sahip olmak bizim elimizdedir. Otizm gibi hayatlarında belli bir derece zorluğa sahip bireylerin hayatlarını kolaylaştırmak yalnızca ailesi ve çevresindeki insanların değil, hepimizin görevidir. Çünkü iletişim kurarken kullanacağımız bizim için basit görülen bir davranış biçiminin bile önemli etkileri olabilir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz