İkinci Beynimiz Bağırsak Mı?

Büşra Ulu’nun Kaleminden

Bağırsaklara ikinci beyin denildiğini hepimiz duymuşuzdur. Peki böyle denilmesinin sebebi sizce nedir ?

Bağırsaklarımızı sadece zararlı maddelerin vücuttan atılması ile görevli olduğunu düşünebiliriz fakat bağırsak duvarında bulunan sinir hücreleri sempatik ve parasempatik sinir sisteminin maddelerinin iletimini, bazı uyarıcı hormonların ve koruyucu salgıların dengesini kontrol etmektedir.

En uzun sinir olarak bildiğimiz beyinden bağırsaklara doğru inen vagus siniri ile, hormonlarla, bağışıklık sistemi hücreleriyle ve mikrobiotanın ürünleri ile bu iki organ arasında bağlantı kurulmaktadır. Bağırsaklar, bağırsak mikrobiyomu denilen yaklaşık 2 kilogram bakteri barındırmakta ve bu mikrobiyom beyin de dâhil olmak üzere vücuttaki her organı etkilemektedir. Dr Cryan, bağırsaklarımızda omuriliğimizden daha fazla sinirimiz bulunduğunu söylemiş ve bir meslektaşının bağırsakları “ikinci beyin” olarak nitelendirdiği söylemini hatırlatmıştır.“Bağırsak ve içindeki bu sinir sistemi beyinle bir çok farklı yoldan iletişim kurabilir. İki yönlü bir cadde gibidir. Her öğrenci strese girdiğinde bağırsaklarını doğrudan etkileyeceğini bilir. ” sözleriyle sinir sistemi ile bağırsakların yakın etkileşiminden bahsetmiştir. Farelerde yapılan araştırmalar, bağırsaktaki bakterileri değiştirmenin davranışları da değiştirebileceğini, bazı durumlarda deneklerin antisosyal davranış geliştirdiklerini göstermiştir. Yani bağırsaklarımız tüm bunların yanı sıra, ruh durumumuzu belirleyen dopamin, opiat gibi sakinleştirici maddelerin de kaynağı olarak gösteriliyor. Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalar, beyin ile bağırsağın sindirim sistemini kendi aralarında paylaştığını ortaya koyuyor. Karnımızda bulunan bu ikinci merkez, mutluluk hormonu olarak bilinen salgılarla yakın bir ilişki içerisinde hareket ediyor.Bağırsak-beyin ilişkisi arasında keşfedilen tüm bu bilgiler,Elliden fazla hastalığın ve bazı psikolojik rahatsızlıkların, bağırsak bölgesindeki aksamalardan kaynaklanabileceğini;Çeşitli belirtilere rağmen tanı koyulamayan vakalarda, incelenmesi gereken organın beyin değil bağırsak olabileceğini gösteriyor. Bunun yanı sıra bağırsak-beyin ilişkisi ile ilgili yapılan araştırmalar, bebeklik döneminde beyinden önce ikinci beyin olarak nitelendirilen bağırsağın devrede olduğunu ve bebeklik döneminde hafızasına kaydettiği bilgiler nedeniyle kişinin yaşam boyu depresyon yaşama riskinin olabileceğini de söylüyor. Bilim insanlarına göre bağırsaklar; besinleri, toksinleri ve patojenleri tespit eden ve bu bilgiyi beynimize aktaran bir duyu organı olduğunu ve beyinde sindirim sürecini koordine eden yaklaşık 500 milyon nöron olduğunu belirtmişlerdir. Bağırsak mikrobiyomu, özellikle çocukluk çağında, yani beyin henüz gelişimini sürdürüyorken çok daha büyük önem taşımaktadır. Yine farelerde yapılan bir araştırmada, bebeklik döneminde bağırsaklarında mikrobiyomun önemli bir üyesi olan Bifidobacteria adlı mikroorganizma bulunmayan farelerin yeni bilgiler öğrenmede normal bağırsak mikrobiyomuna sahip farelere göre çok daha geride kaldıkları tespit edilmiştir. Bağırsak mikrobiyomu ve beyin arasındaki önemli ilişki insanlarla yapılan çalışmalarla da ortaya çıkarılmıştır. Belçika’da 1054 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırmada bazı bağırsak bakteri türleri depresyonlu insanlarda daha az görülmüştür. Nörolojik hastalıklarla ilgili yapılan araştırmalarda, otizm ve Alzheimer gibi problemlere bağırsak mikrobiyomundan kaynaklanan sorunların neden olabileceğine dair önemli ipuçları elde edilmiştir. Örneğin Parkinson’da, hastalığın bir belirteci olan sinüklein lifleri, beyinden önce ilk olarak bağırsakta görülmektedir. İrlanda Cork Üniversitesindeki APC Mikrobiyom Enstitüsünden John Cryan ve aynı üniversitenin psikiyatri bölümünden Ted Dinan zihinsel sağlığımızı iyileştirmek için bağırsak mikrobiyomunu hedef alan psikobiyotik tedavi fikrini ilk kez ortaya atan isimlerdendir. Uygun dozlarda tüketimi ile bağırsak-beyin ilişkisinde etkilerini ortaya koyan ve zihinsel rahatsızlıkları olan hastaların durumu üzerinde yararlı etkilere sahip olan bu probiyotik bakterileri tanımlamak için yeni bir kavram olan psikobiyotik, kısa sürede duygulanım bozukluklarıyla ilgili çalışmaların konusu hâline gelmiştir. Bakterilerin beyni gerçekte nasıl etkilediği hâlâ gizemini korusa da araştırmalardan elde edilen sonuçlar resmin daha da belirginleşmesine yardımcı olmaktadır. Bağırsaklarımızdaki bakteriler, vücut tarafından sürekli işlenen pek çok kimyasal madde üreten bir metabolik faaliyet kovanındaki arılar gibidir. Üretilen bu kimyasalların hangilerinin beyne ulaşması ve etkilerinin ortaya çıkması, şu anki araştırmaların odak noktasıdır. Hatta bazı bağırsak bakterilerinin, eksikliğinde anksiyete, epilepsi ve uykusuzluk gibi sorunlara yol açan ve beyinde sinir iletisini yavaşlatarak etkisini gösteren bu nedenle de engelleyici nörotransmitter olarak adlandırılan GABA (γ-aminobutirik asid) ile beslendiklerine dair bilgiler de mevcuttur. Beynin bağırsaklardan etkilenmesi başlangıçta kulağa garip gelmiş olsa da bilim insanları bağırsak mikrobiyomunun sağladığı yararlar ve hep bizimle olmaları nedeniyle onların “dostlarımız” olduğunu her fırsatta hatırlatmışlardır. Bağırsak beyin ilişkisine dair bilgiler şimdilik bu şekilde. Bakalım, bu konuda yapılan yeni bilimsel araştırmalar; hayatımıza daha nasıl ilginç bilgiler kazandıracak…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz