Danış(Amay)Anlar

Selin Çetinkaya

Ergoterapinin anlamlı aktivitelerle sağlığı ve refahı geliştirmeyi amaçladığını biliyoruz. Peki bireylerin bu aktivitelere katılımını ve ulaşımını etkileyen faktörler nelerdir? Her birey bu konuda eşit imkanlara mı sahiptir? Ergoterapist nasıl bir rol üstlenebilir?

FELSEFİ TEMELLER

Öncelikle ‘’anlamlı aktivite’’ kavramı üzerinde duralım.

Ergoterapi mesleğinin felsefesi, kendi tarihi içinde zamanla gelişmiştir. Bu süreçte anlamlı aktivite, temel bir insan ihtiyacı olarak görülmüş ve tedavi edici olduğu anlayışı benimsenmiştir.

Bu doğrultuda ergoterapinin anlamlı aktivite ile ilgili bazı temel varsayımları şunlardır:

  • Sağlık ve esenlik üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir.
  • Yaşama kültürel ve kişisel olarak anlam katar.
  • Bireyseldir. İnsanlar farklı aktivitelere değer verir.

Geçtiğimiz yüzyılda, ergoterapinin altında yatan felsefe; hastalıktan tedaviye, anlamlı aktiviteye olanak sağlamaya doğru evrilmiştir.

AKTİVİTEYE KATILIM

Her bireyin; temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek, çeşitli konulardaki katılımına ve kendisi için anlamlı olan aktivitelere özgü olarak potansiyeline ulaşabilmek adına eşit fırsatlara ve yaşam koşullarına sahip olabilme hakkı vardır.

Bu noktada haksızlığa maruz kalan kişiler arasında mülteciler, mahkumlar, evsizler, doğal afetlerden sağ kalanlar, engelliler, yaşlılar, yoksulluk çeken bireyler, çocuklar, göçmenler ve LGBT+ bireyler sayılabilir.

Şartları daha adil hâle getirmek adına bazı adımlar atılabilir. Örneğin; bireysel ve toplu yaklaşımlar izlenebilir. Bireysel yol; hastalığı, sakatlığı ve işlevsel kısıtlamaları içerir. Kolektif yol; halk sağlığı, cinsiyet ve cinsel kimlik, sosyal kapsam, göç ve çevreden oluşur.

Bir ergoterapistin rolü şunları içerebilir:

  • Günlük yaşamın anlamlı faaliyetlerine katılımın önündeki engelleri en aza indirmek için analiz yapmak, aktiviteyi ve çevreyi değiştirmek ya da düzenlemek.
  • Bir kişinin işlevsel yeteneğini engelleyebilecek fiziksel ve zihinsel yönleri ele almak.
  • Danışan, aile ve sosyal çevreyle ilgili müdahale sağlamak.

 

İnsanların kendileri için anlamlı olan fırsatlardan mahrum bırakıldığı, dışlandığı veya reddedildiği durumlardan bazıları şunlardır:

  • Yoksunluk: Kişinin kontrolü dışındaki dış etkenler nedeniyle aktiviteden dışlanması. Örneğin; işlevsel hareketlilikte zorluk çeken bir kişi, ulaşım engelleri nedeniyle topluma yeniden entegre olmayı zor bulabilir.
  • Ayrılık: Yaş, cinsiyet, ırk, milliyet veya sosyoekonomik durum gibi kişisel özellikler nedeniyle seçilen aktivitelerde bireyin dışlanması. Ailesi finansal kısıtlamalar nedeniyle tedaviyi bırakacak olan, düşük sosyoekonomik geçmişe sahip gelişimsel engelli bir çocuk örnek verilebilir.
  • Marjinalleştirme: Toplumsal davranış normlarının veya beklentilerin bir kişinin seçilen bir aktiviteyi gerçekleştirmesini nasıl engellediğiyle ilgilidir. Örnek olarak fiziksel engelli bir çocuğa, fiziksel engellerinin neden olduğu işlevsel kısıtlamalar nedeniyle ders dışı bir etkinlik olarak spor yerine masa başı serbest zaman etkinlikleri önerilebilir.
  • Dengesizlik: Farklı bir aktivitede başka bir rolün getirdiği anlamlı bir etkinliğe sınırlı katılım. Bu; başka çocuklara ebeveynlik, öğrenci veya işçi olma gibi diğer rolleri de yerine getirmek zorunda olan engelli bir kişinin bakıcısı durumunda görülebilir.
  • Yabancılaşma: O kişi için anlam taşımayan bir aktivitenin dayatılması. Ergoterapide bu durum, danışanın hedefleri veya çıkarlarıyla gerçekten ilgili olmayan ezberci faaliyetlerin yapılmasında kendini gösterebilir.

Ergoterapi uygulamasında, mesleki hakimiyetin, standartlaştırılmış tedavilerin, yasaların ve politik koşulların danışanlarımızın sorumluluklarını olumsuz etkilediği durumlarda adaletsizlik ortaya çıkabilir. Bu adaletsizliklerin farkında olmak, terapistin kendi uygulamaları üzerinde düşünmesini ve danışanının sorunlarına yaklaşmanın yollarını düşünmesini sağlayacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz