Çocuklarda Regülasyon

Hazal Çalış

Kimi zamanlar yaşadığımız zorlu yaşam tecrübeleri anlamlı davranışlar sergilememizi etkileyebilir ve olması gerektiğini düşündüğümüz tepkileri veremeyebiliriz. Neredeyse tüm bireyler, sıklığı kişiden kişiye değişecek biçimde, duygularını ve davranışlarını yönetmekte zorlanır. İş yerinde, okulda veya evde aile bireyleriyle veya sosyal çevremizdeki iş, okul arkadaşlarımızla yaşadığımız problemler karşısında içimizde akan duygu selini yönetmekte zorluk çekebiliriz. Bazı kişiler öfkeyle bağlantılı olarak fevri davranışlarını, bazı insanlar hüznün beraberinde getirdiği gözyaşlarını dışa yansıtmamakta zorlanabilirler. Aslına bakarsak hayal kırıklığı, öfke, hüsran veya üzüntü duygularını deneyimlemekten doğal bir şey yoktur ve bu duyguları hissetmek sağlıklı ve iyi bir durumdur. Anlamlı bir yaşam, duygu yüklü bir yaşamdır [1]. Ancak sanırım bu duyguları yaşamış bile olsak birçoğumuz okulda, iş yerlerinde veya havaalanı, alışveriş merkezi gibi topluma açık alanlarda istediğimiz bir durum gerçekleşmediği takdirde öfke nöbetleri veya ağlama krizleri geçirmekten kendimizi alıkoyabiliriz. Bunu yapabilme becerimiz kendimizi ne kadar düzenleyebildiğimiz/regüle edebildiğimiz ve ne kadar dengeli bir beyne sahip olduğumuzla ilişkilidir

Regüle olmuş, dengeli bir beyin duygularını ifade edebilen, bu duygular ile esnek bir şekilde baş edebilen ve duyguların kontrolünü sağlayarak hareketlerini etkilemesine izin vermeyen bir yapıdır [1]. Duygu ve davranışlarımızı yönetebildiğimiz takdirde kendimizi kolayca sakinleştirebilir ve kontrolümüzü kaybetmekten kaçınabiliriz. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde ise ebeveynlere belirli sinyalleri (acıkmak, dışkılamak, uykuya geçişte zorluk vb.) verebilmek ve bazı araştırmacılara göre de yaşanılan stresi boşaltmak amacıyla ağlama davranışı sıkça görülmektedir. Dr. Solter ağlamayı “Ağlama ve öfke nöbetleri çocuklar için gerçek bir ihtiyaçtır ve kötü bir davranış olarak asla görülmemelidir” şeklinde ifade etmektedir. Bu dönemde ağlamak bir ihtiyaç ve iletişim şekli olarak görülse de zamanla ağlamanın sıklığı azalmalı bunun yerini duygu ve davranışlarımızı yönettiğimiz sosyal iletişim becerileri almalıdır. Sağlıklı gelişen her birey yaşadığı zorluklar karşısında kendisini daha kolay sakinleştirebilir düzeye gelmektedir. Ancak kimimiz hayatın kaçınılmaz sorunları karşısında çabucak kendine gelebilirken kimimiz için ise bu zaman alan bir durumdur ve bu da aslında bizlerin dayanıklılığı/rezilyansı ile ilişkilidir. Yaşadığımız deneyimler karşılaştığımız sorunlarla başa çıkma becerimizi ve dayanıklılığımızı geliştirmektedir. Deneyim yoksunluğu ise sorunlar karşısında ne yapacağını bilememeyle ilişkili problem çözme becerimizi etkileyecektir.

Oyun oynamayan bir çocuk yeterince deneyimleyemez ve nöral bağlantıların oluşumu gecikerek gerekli beceriler olması gereken dönemlerde kazanılamaz. Tabletlerle büyüyen çocuklarda genellikle rekabet arzusunun oldukça fazla olduğunu her birimiz görebiliriz. Hemen hemen hiçbir oyunda yenilmek istemez ve yenildiklerinde kendilerini regüle etmekte zorluk yaşarlar. Ancak sokaklarda akranlarıyla oyunlar oynayan yenmeyi, yenilmeyi, akranlarıyla yaşadığı anlaşmazlığı çözmeyi, çözemezse belki ağlamayı veya kendine bir konfor alanı yaratıp o alanda sakinleşmeyi deneyimlemiş çocuklar oyunu kazanmak için değil içsel bir motivasyonla keyif almak için oynarlar.

Yapılan araştırmalar sinir sisteminin en hızlı geliştiği ve değişime açık olduğu erken çocukluk yıllarındaki deneyimlerin ve özellikle alınan ebeveynliğin; amigdala, hipokampus ve ön beyin gibi duygu regülasyonunun temelini oluşturan beyin bölgelerinin gelişimini doğrudan etkilediğini göstermektedir [2]. Deneyimler beyindeki nöral bağlantıların gelişimini şekillendirmektedir. Alt beyin olarak adlandırılan kısım solunum, sindirim gibi sistemlerin işleyişi ve duygusal tepkilerin üretilmesi gibi fonksiyonlara sahiptir. Üst kısım ise daha çok organize etme, problem çözme, neden-sonuç ilişkisi kurma, mantıklı düşünme, duyguları anlamlandırma ve kontrol edebilme, empati yapabilme becerilerinden oluşmaktadır [2]. Üst beyin neredeyse 20’li yaşların ortasına kadar gelişmektedir [1]. Bu bilgi ile kendinizi üst beyni henüz tam gelişmemiş bir çocuğun yerine koymanızı ve regüle olamadığı durumlarda (daha tepkisel, duygularını ve davranışlarını kontrol etmekte zorlandığı) gerçekleştirdiği davranışlara daha çok empatiyle yaklaşmanızı umarım. Regülasyonun bozulması tüm çocuklarda görülür. Ancak kesinlikle belirtmek gerekir ki bu davranışların sıklığı, yaşanan olayların ve tepkilerin büyüklüğü, yaşanan olay sonucunda disregüle kalınan süre ve regülasyonun tekrar sağlanma süresi oldukça önemlidir [1]. Sürekli olarak regülasyon problemi yaşayan çocuklar bunu yalnızca davranışsal ve çevresel faktörler kaynaklı olarak yaşamıyor ve temelinde duyusal veya nörolojik bir problem yatıyor olabilir. Elbette ki her çocuğun beyninin plastik olduğu, yaşam boyu gelişebileceği unutulmamalıdır [1].

Çocukların üst beynini geliştirmedeki sorumluluk öncelikle ebeveynlere ve daha sonrasında çocuklarla ilgilenen terapistlere, öğretmenlere veya akrabalara düşmektedir. Peki ya çocuklara bu dayanıklılığı ve regüle olabilme becerisini nasıl kazandıracağız? Elbette ki bu konular üzerine birçok araştırma mevcut. Demem o ki bir blog yazısına sığdırabileceğimin çok ötesinde ve uzmanlık gerektiren bilgi birikimleri bulunmaktadır. Ancak şunu söyleyebilirim ki, çocukların tüm bu becerileri kazanabilmesinin temelinde etkili iletişim, anlaşılmak, saygı görmek, rehberlik edilmek, takdir edilmek, koşulsuz bir sevgi görmek, yaşayacağı olayları öngörebilmek ve deneyimleyebilmek yatmaktadır. Bu sayede çocuklar keşfetme konusunda içsel bir motivasyona sahip olabilir, daha meraklı, yaratıcı olabilir ve hata yapma konusunda daha az kaygı yaşayabilirler. Bu da akademik hayatlarında, arkadaşlık ilişkilerinde iyi etkileşim ve gelişim fırsatları yaratır [1]. Çocuklarda olumlu bir benlik bilinci geliştirmek koşulsuz olumlu kabul ve sevgi ile mümkündür [3]. Çocuğunuzu yalnızca başarı sergilediğinde sevgi ve kabulle karşılarsanız maalesef ki çocuk sevgiyi başarıyla bağdaştıracaktır. Bu da başarısızlık durumunda öfkelenen, yoğun olumsuz duygu durumları yaşayan bir çocuk açığa çıkarabilir.

Çocuklara gelişimleri için elzem olan rezilyansı kazandırırken bazı önemli noktalar bulunmaktadır. Bunlardan biri cesaretlendirmektir [4]. Çocuğu karşılaştığı zorlu durumla baş edebilmesi için sergileyeceğimiz cesaretlendirme davranışları çocuğun özgüvenine olumlu etki edecek ve dışsal bir motivasyon zamanla olumlu bir beyin yapısının gelişimine katkıda bulunabilecektir. Başka bir önemli nokta ise yardım istemeyi ilişki içerisinde basitleştirmektir. Her birey (çocuk, yetişkin) kapasitesinin üstünde olan bir iş/görev/oyun içerisindeyken zorluk yaşayabilir, endişe duyabilir. Bu durum karşısında yardım isteyebilmek ve yükü azaltabilmek o oyun/iş içerisindeki zorluğa olan tahammül penceresini genişletebilir ve tekrar deneyimlemek için motivasyon kaynağı oluşturabilir. Özellikle sosyal ilişkilerinde sorun yaşayan, akran zorbalığına maruz kalan çocuklarda etkili olduğu düşünülmektedir [4]. Bir diğer seçenek kabullenmeyi öğretmektir. Değiştirilemeyecek durumlar karşısında efor sarf etmek ancak psikolojik yıpranmaya yol açar.

Ebeveynlerin buradaki işlevi çocuklarına özgür olabilecekleri oyun ortamları yaratarak üst beyinlerini geliştirmek, yaşadığı sorunla mücadele etmesinde ona sakinleştirici ve sevgi yüklü şekilde eşlik etmek, anlaşıldığını ve güvende olduğunu hissettirmektir.  Bu şekilde çocuk regüle olabildiği güvenli alana geçiş yapacaktır. Ancak bunun yerine çocuğa utandırma ve duygularını küçük görme gibi davranışlar sergilenmesi çocuğun kaygı düzeyini arttıracaktır [1].  Yeni bir ortama ilk defa giren bir çocuğun yaşadığı kaygıyı küçümser ve akranlarıyla kısıtlarsanız ancak onun stres seviyesini arttırırsınız. Bunun yerine mimikler ve ten teması ile onun yanında olduğunuzu, duygularını anladığınızı ve saygı duyduğunuzu, yeni deneyimlerin, yeni ilişkilerin onun çok hoşuna da gidebileceğini söyleyerek çocuğu cesaretlendirmek ve katılımını teşvik etmek rahatlamasına yardımcı olabilir. Fırsatlar yaratarak ve duygu regülasyonu konusunda bazı davranışsal ipuçlarını öğrenerek beyin gelişimine destek olduğunuz bir çocuk daha esnek ve uyumlu bir beyin yapısına sahip olmakla kalmayıp aynı zamanda daha mutlu bir çocuk olacak ve bu da güçlü bir ebeveyn-çocuk ilişkisi oluşturacaktır [1].

KAYNAKÇA

1-Siegel, D. J. ve Bryson, T. P. ( 2018). Evet beyinli çocuk (C. Soydemir, Çev.) İstanbul

2-Keşan, M. (2020). Uyanış. İstanbul.

3-Gürcan, D., Benlik Farklılıklarına Rogers’ın Danışan Odaklı Terapisi ile Yaklaşım: Vaka Çalışması, AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 2(1), 2020, 13-26.

4-Seçkin, Ş. ve Hasanoğlu, (2016). A. Çocukta Rezilyans (Esneklik ve Toparlanabilme Becerisi), Remzi Kitapevi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz